Brad Pitt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Brad Pitt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Kasım 2012 Pazar

[Film] Fight Club - David Fincher

Yeraltı edebiyatının büyük dehalarından Chuck Palahniuk'un yazdığı Fight Club (Dövüş Kulübü), David Fincher tarafından 1999'da sinemaya uyarlandı. Senaryosunu Jim Uhls yazdı.
**
David Fincher adapted this great underground novel Fight Club by American novelist Chuck Palahniuk into a film of the same name; Jim Uhls wrote the screenplay. 

--SCROLL DOWN FOR ENGLISH--

İnsanlar bana hep Tyler Durden'ı tanıyor muyum diye soruyorlar.
...
- 3 dakika... İşte bu: Sıfır noktası. Günün anlam ve önemine dair bir şeyler söylemek ister misin?
Dişlerinin arasında silah namlusuyla yalnızca sesli harfler çıkarabilirsin.
- Hiçbir şey düşünemiyorum.
Bir an için, Tyler'ın kontrol ettiği imha olayını unutup o silahın ne kadar temiz olduğunu merak ettim.

**
Farklı bir zamanda, farklı bir yerde uyanırsan farklı bir insan olarak uyanabilir misin? Seyahat ettiğim her yerde küçük hayatlar... Tek kullanımlık şeker, tek kullanımlık krema, tek kullanımlık yağ... Mikro dalgada ısıtılan Cordon Blue... Şampuan-krem karışımları... Numune diş macunu, küçük bar sabunlar... Her uçuşta tanıştığım insanlar, tek kullanımlık arkadaşlar... Kalkış ve uçuş arasında zamanı paylaşıyoruz. Elimize geçen tek şey bu.


**
- Sana vurmamı mı istiyorsun?
- Hadi, yap bu iyiliği bana.
- Neden?
- Bilmiyorum neden. Hiç kavga etmedim, sen ettin mi?
- Hayır ama bu iyi bir şey.
- Kendin yapmadan nereden bilebilirsin ki! Yara izim olmadan ölmek istemiyorum. Hadi, vur bana cesaretim geçmeden.
- Tanrı'm, bu delilik.
- Delir öyleyse, bırak kopsun.
- Bilemiyorum.
- Ben de öyle; ama kimin umurunda? Kimse izlemiyor. Niye tasalanıyorsun?
- Bu delilik. Sana vurmamı istiyorsun?
- Doğru.
- Nasıl? Suratının ortasına mı yani?
- Şaşırt beni.
- Bu çok aptalca.
...
- O... çocuğu! Kulağıma vurdun!

**
- Biriyle dövüşmeyi seçecek olsan kiminle dövüşürdün?
- Patronumla herhalde.
- Gerçekten mi?
- Evet. Neden? Sen kiminle dövüşürdün?
- Babamla.
- Ben babamı tanımıyorum. Yani, onu tanıyorum; fakat ben 6 yaşındayken bizi terk etti, başka bir kadınla evlendi ve başka çocukları oldu. Her 6 yılda bir bunu yapıyor. Yeni bir şehre gidiyor ve yeni bir aile kuruyor.
- Herif şube açıyor desene!

**
- Beyler, Dövüş Kulübü'ne hoş geldiniz. Dövüş Kulübü'nün ilk kuralı, Dövüş Kulübü hakkında konuşmayacaksınız. Dövüş Kulübü'nün ikinci kuralı, Dövüş Kulübü hakkında konuşmayacaksınız. Dövüş Kulübü’nün üçüncü kuralı biri "Dur!" derse, topallarsa, nazikçe dokunursa dövüş biter. Dördüncü kural, bir dövüş başına 2 kişi. Beşinci kural, aynı anda tek bir dövüş beyler! Altıncı kural, gömlek yok, ayakkabı yok. Yedinci kural, dövüşler gerektiği kadar sürer. Sekizinci ve son kural, eğer bu Dövüş Kulübü'nde ilk gecenizse dövüşmek zorundasınız.



--ENGLISH--
People always ask me if I know Tyler Durden.
...
- Three minutes. This is it. Ground zero. Want to say a few words for the occasion?
With a gun barrel between your teeth, you speak only in vowels.
- I can't think of anything.
For a second, I forget about Tyler's controlled demolition thing and I wonder how clean that gun is.

**
If you wake up at a different time, in a different place, could you wake up as a different person? Everywhere I travel, tiny life. Single-serving sugar, single-serving cream, single pat of butter. The microwave cordon bleu hobby kit. Shampoo-conditioner combos. Sample package mouthwash. Tiny bars of soap. The people I meet on each flight, they're single-serving friends. Between takeoff and landing, we have our time together, but that's all we get.

**
- You just want me to hit you?
- Come on. Do me this one favor.
- Why?
- I don't know. Never been in a fight. You?
- No. But that's a good thing.
- You can't know yourself if you haven't. I don't wanna die without any scars. Come on. Hit me, before I lose my nerve.
- Oh, God. This is crazy.
- So go crazy! Let it rip.
- I don't know about this.
- I don't either. Who gives a shit? No one's watching. What do you care?
- This is crazy. You want me to hit you?
- That's right.
- Where? Like, in the face?
- Surprise me.
- This is so fucking stupid.
...
- Motherfucker! You hit me in the ear!

**
- If you could choose, who would you fight?
- I'd fight my boss, probably.
- Really?
- Yeah. Why? Who would you fight?
- I'd fight my dad.
- I don't know my dad. I mean, I know him, but he left when I was, like, six years old. Married this other woman and had some other kids. He did this every six years. He moves another city and starts a new family.
- Fucker's setting up franchises.

**
- Gentlemen! Welcome to Fight Club. The first rule of Fight Club is you do not talk about Fight Club. The second rule of Fight Club is you do not talk about Fight Club! Third rule of Fight Club: someone yells "stop," goes limp, taps out, the fight is over. Fourth rule: only two guys to a fight. Fifth rule: one fight at a time, fellas. Sixth rule: no shirts, no shoes. Seventh rule: fights will go on as long as they have to. And the eighth and final rule: if this is your first night at Fight Club, you have to fight.

7 Eylül 2012 Cuma

[Film] Tibet'te Yedi Yıl - Jean-Jacques Annaud

Avusturyalı dağcı Heinrich Harrer'ın gerçek öyküsünü, Dalai Lama ile dostluğunu ve Tibet'in Çin işgali altında kalmasını anlatan otobiyografisi Seven Years in Tibet (Tibet'te Yedi Yıl, 1952), Jean-Jacques Annaud tarafından 1997 yılında sinemaya uyarlandı.

4 Ağustos
Kamp kurduk. Bir kar fırtınasına yakalandık. Bütün arkadaşlarım çığ düşmesinden endişeleniyor. Bu yüzden günlerdir burada bekliyoruz. Aufschnaiter'a kamp yapmak için bunun kötü bir hava olduğunu söyledim ama o bana katılmıyor. Aptal! Diğerlerinin burada oturup beklemeyi pek önemsediği yok gibi görünüyor, sadece umut ediyorlar ve bir şey yapmıyorlar. İnsanın kendini sorgulaması için uzun bir zaman, bu hiç iyi değil. Çünkü artık bu tırmanışın bir hata olduğunu düşünmeye başladım. 
**
- Bakın ben Alman değilim, Avusturyalıyım, sizin saçma savaşınızla bir ilgim yok.

**
15 Ekim 1939
Esir kampına getirildiğimizde kendi kendime bir söz verdim, yeni yılın ilk güneşi üstüme doğarken Ingrid'in yanında yatıyor olacaktım. Himalayalar önümüzde uzanıyordu. Kaçmak ve onların içinde kaybolmak çok kolay olacaktı.

**
Ekim 1940
Dördüncü kaçma girişimim de beni hedefime ulaştıramamıştı. Tek yapabildiğim, diğer mahkumlar  içinde ünlü bir kişi olabilmekti. 

**
Tibet, dünyanın çatısı. İnsan kendini Asya'nın ortasına kurulmuş Ortaçağ'dan kalma taş bir kulenin üstüne çıkmış gibi hissediyor... Burası dünya üstündeki en yüksek ve en kendi içine kapalı ülke.

**
- Öyleyse bu sizin medeniyetinizle bizimki arasındaki önemli farklardan biri. Siz hayatının her aşamasında zirveye tırmanan insana saygı duyuyorsunuz ama biz kendi egolarını terk edebilen insana saygı duyarız. Çoğu Tibetli böyle bir insana kendi hayatını emanet etmez.

**
- Bana bir hikaye anlat Heinrich, bana dağlara tırmanmayla ilgili bir hikaye anlat.
- O zaman kesin uykuya dalarsın, o hikayeler beni bile sıkıyor.
- O zaman sevdiğin yönlerinden bahset.
- Tam bir sadelik... İşte sevdiğim yönü. Dağa tırmanırken aklın bomboştur, tüm karmaşalardan uzak olursun ver birdenbire ışıklar daha keskin, sesler daha zengin olur. Ve için, hayatın derin ve güçlü varlığıyla doluverir.

**
- Sence bir gün insanlar Tibet'e de sinema perdesinden bakabilecek mi? Bize ne olduğunu merak edecekler mi?

**
Tibetliler'in piknik yapmak için bir araya geldikleri aynı alanlar, toprak pist yapmak için temizlendi. Böylece üç Çinli generali getiren uçak buraya inebilecekti. Çok yakınlarda Tibet ordusu tatbikat yapmakla meşguldü. Askerlerden bazıları eski savaşçılardı. Bulabildikleri tüm eski mızrak ve oku silah olarak getirmişlerdi. Barışı seven bir milletin çaresizliği görülmeye değerdi, acıyla bir ordu yaratmaya çalışıyorlardı. Dostlarımın yüzünde savaşın korkusunu görebiliyordum. Yüzlerine kazınan derin bir düşünce vardı. Kendi ülkemin saldırgan politikasını hatırladım, güçlü olanın zayıf olanlara hükmetmek isteyişini... Tanrım! Uzun zaman önce aynı inançları nasıl olup da paylaşabildiğime inanamadım. Bir zamanlar nasıl da bunlardan, bu saldırgan Çinliler'den hiçbir farkım olmadığını merak ettim. 

**
Sonsöz:
Çin'in Tibet'i işgali sonucu, 1 milyondan fazla Tibetli yaşamını yitirdi, 6 bin manastır yok edildi. 1959 yılında Dalai Lama Hindistan'a kaçmak zorunda bırakıldı. Bugün hala orada yaşıyor ve Çin'le barışçıl bir çözüm için çalışmalarını sürdürüyor. Dalai Lama 1989 yılında Nobel Barış Ödülü'ne layık görüldü. Heinrich Harrer ve Dalai Lama bugüne kadar dostluklarını sürdürdüler.